Cuma, Ekim 23, 2026
No Result
View All Result
Writy.
  • Haber Avrupa
  • Avrupa
  • Seyahat
  • Kurumsal
  • Son Haberler
  • Bize Ulaşın
Writy.
  • Haber Avrupa
  • Avrupa
  • Seyahat
  • Kurumsal
  • Son Haberler
  • Bize Ulaşın
No Result
View All Result
Writy.
No Result
View All Result

Yanlış Ayak, Doğru Sistem mi? İsveç’te Kurumsal Güven ve Pratik Zekanın Çatışması

İsveç'te yaşayan gazeteci Atila Altuntaş'ın İsveç'te yaşanan ilginç bir olayla ilgili yazdığı köşe yazısı:

by Atila Altuntaş
1 Ağustos 2026
in Dünya

Geçtiğimiz günlerde İsveç basınında okuduğum bir haber, ilk bakışta trajikomik bir tıbbi hata gibi görünse de aslında derin sosyolojik gerçeklerin kapısını aralıyor.

Olay şöyle gelişiyor: Sağ ayağı kırılan bir hasta, şiddetli ağrılar içinde acil servise başvuruyor.

Başarılı geçen bir operasyonla kırık kemik yerine oturtulduktan sonra sıra alçı işlemine geliyor.
Ancak uygulamayı yapan hemşire, akılalmaz bir dalgınlıkla kırık ayağı değil, sapasağlam duran diğer ayağı alçıya alıyor.
Hasta evine gönderiliyor. İki gün boyunca alçıda olmayan kırık ayağının acısıyla kıvranan adam, sonunda tekrar acil servise gittiğinde gerçek ortaya çıkıyor: Yanlış ayak alçıya alınmış!
İnsan düşünmeden edemiyor: Bir insan, kendi ayağının acısını hissederken gözünün önünde yapılan bu derece büyük bir hataya nasıl müdahale etmez?
İşte bu noktada devreye toplumsal kodlar ve sosyoloji giriyor.
Sistemik Güvenin Kör Noktası
İsveç toplumunda devlete, kurumlara ve alanında uzmanlaşmış bireylere duyulan güven o kadar yüksektir ki, birey kendi duyu organlarının ve bedeninin sunduğu gerçekliği bile uzmanın eylemi karşısında sorgulamaktan çekinir.
“Uzman yapıyorsa bir bildiği vardır” düşüncesi, İsveçlinin reflexif itiraz mekanizmasını baskılar.
Birey, acı çekse dahi kuruma olan inancından ötürü otoriteye müdahale etmez, sessizce karara uyar.
Aynı olayın bir göçmenin başına geldiğini hayal edelim…
Göçmen arka planına sahip biri, daha ilk sargı bezinde “Yanlış ayağı alçıya alıyorsunuz!” diyerek ortalığı ayağa kaldırırdı.
Bu durum bir kuralsızlık veya uyumsuzluk değil; aksine, göçmenin yetiştiği coğrafyadaki sosyolojik şartların geliştirdiği bir hayatta kalma refleksidir.
Göçmen, kurumsal süreçlerin her zaman kusursuz işlemediği ortamlardan geldiği için anında müdahale etmeye, pratik zekasını kullanmaya ve kendi hakkını o an orada savunmaya şartlanmıştır.
Konsensüs Kültürü ile Anlık Çözümün Karşılaştırılması
Bu iki yaşam biçimini ve davranış modelini karşı karşıya getirdiğimizde belirgin bir zihniyet farkı görürüz:
İsveç Tarzı Hareket: Sakin, temkinli ve ağırdır. En ufak bir kararı bile almadan önce defalarca toplantı yapılır, istişare mekanizmaları çalıştırılır ve sonunda sistemin kolektif aklı ne diyorsa o uygulanır.
Göçmen Tarzı Hareket: Sonuç odaklıdır. Sistemdeki bürokratik engelleri veya aksaklıkları hızlıca teşhis eder.
Fakat bu pratik zekâ, zaman zaman “sistemi baypas etme” veya kuralların etrafından dolanma eğilimi de gösterebilir.
Sonuç: İki Dünyanın Birleşimi
İsveçlilerin uzun vadeli planlamaya, toplantılara ve sistem kararlarına dayalı yaşam biçimi; toplumsal düzeni, refahı ve öngörülebilirliği koruma hususunda şüphesiz daha kazançlı bir modeldir.
Ancak hayat her zaman ideal şartlarda akmaz.
Yanlış ayağın alçıya alındığı o iki gündeki gibi akut ve acil durumlar, bazen sistemin ağır işleyen çarklarına feda edilemeyecek kadar kıymetlidir.
İşte böyle anlarda, göçmenlerin kriz anlarında refleks olarak geliştirdiği o pratik, kıvrak ve hızlı çözüm üretme kabiliyetini de sistemin bir zenginliği olarak kabul etmek gerekir.
Çünkü bazen en mükemmel sistem bile, anında “Durun, yanlış yapıyorsunuz!” diyecek pratik bir sese ihtiyaç duyar.
Atila Altuntaş
  • Haber Avrupa
  • Avrupa
  • Seyahat
  • Kurumsal
  • Son Haberler
  • Bize Ulaşın

© 2026 Haber Avrupa - Yayıncı: TN.

No Result
View All Result
  • Haber Avrupa
  • Avrupa
  • Seyahat
  • Kurumsal
  • Son Haberler
  • Bize Ulaşın

© 2026 Haber Avrupa - Yayıncı: TN.